fturkmenoglu@milliyet.com.tr
Mardin üzerinden arabayla gidiyorum Şanlıurfa’ya. Yolda tarlalar, köyler, işçiler görüyorum. Hava hafif yağmurlu olduğundan çalışmak zor. Çadırlarının önünde toplanmış saz çalan bir grup gözüme ilişince, ''hadi'' deyip sağa çekiyorum.
-Hoşgeldiniz. Buyurun, bir çay ikram edelim.
Ardı ardına insan hikâyeleri. En komiği, 25 yaşında evlenmek isteyen Mustafa’nınki: ''Babam asker kaçağıydı, yakaladılar abi. Şimdi başlığı denkleştirmem lazım; bir de tabii babam askerden dönsün de, evleniriz artık!''
Balıklı Göl
Şimdi önümde iki yol var: Birincisi, ''Peygamberler Şehri'' falan diye başlayıp, Urfa’nın tarihini anlatmak; ikincisi de orada yaşadıklarımı.
Ayıp olmazsa ben yaşadıklarımı anlatsam? Tarihini, rivayetleri, camilerin yapımını, Kale’nin efsanesini, Balıklı Göl’ün söylencesini öğrenmeniz çok kolay. Makedonya Kralı Büyük İskender’in doğu seferi sırasında Urfa’yı aldığını, Hırıstiyanlığı resmi olarak kabul eden ilk şehirlerden biri olduğunu, 1517’de Osmanlı hakimiyetine girdiğini, 1919’daki İngiliz ve Fransız işgallerinin 11 Nisan 1920’de son bulduğunu hemen göreceksiniz. Dedim ya, çok kolay, bir google’a bakar.
Ama Balıklı Göl’ün balıklarının birer yem arsızına dönüştüğü yazmıyor sitelerde misal. Yanlış anlamayın, kötü değil, hatta çok komik. Göl kenarında yürüyorsunuz. Balıklar gölden dışarı sıçrıyıveriyor. ''Ne istiyorlar?'' diye düşünürken, bir yemci görüp ayılıyorsunuz. Şehir mistik ya, tamamen kafanız dağılmış zaten ya... Balıklar yem istemeyi öğrenmişler!
Gümrük Han’da bir öğleden sonra
Kazzaz Han’da, bakırcılar ve kilimcilerde dolaştım. Kuş Pazarı’nda sohbet ettim, kahvelerine gidip çay içtim. Sokak kebapçılarında yemek yedim, üzerine bir de biyanbalı ve Urfa Çöreği.
Öğleden sonra, güneş iyice azalmışken, Gümrük Han’a oturdum. Çarşılar kapanana kadar da kaldım.
Bir mırra, bir çay, bir kaçak tütünle sarılmış sigara. Biliyorum yapılacak bir dolu işim vardı. Biliyorum, gidecek bir sürü kapı, röportaj için aranacak bir sürü insan...
Hepsinden vazgeçtim. O öğleden sonrayı tatil ilan ettim. Adına da ''Gümrük Han Öğleden Sonrası'' dedim. İyi ışık yapılmış bir film karesindeydim sanki. Gün ışığı, hüzme olup orta bahçeye düşüyor. Yarı aydınlıktayız, ama sigara dumanı rüzgâr olmadığı için dağılamıyor. Hava çok soğuk değil, erkekler poşulu, zaten kadın yok. Tavla, kağıt ve başka oyunlar oynanıyor. Rahatsız etmeyen bir doğal ses var. Zamanı bilemiyorum, geçen yüzyılın başındaymışız gibi olabilir. O ha! Yönetmen atladı, yan masada cep telefonu çaldı, aktör ''alo'' dedi!
Senede bir gün...
Ajandama yazdım. Seneye bugün, saat üç olmadan, buradayım. Kendi filmimin içindeyim.
Ne yapılır?
Sümerler’den Persler’e kadar birçok yerleşimin izi var. Şehir çok etkileyici. Asur belgelerinde ''Ruhua'' diye geçen bölge burası. Ayrıca ''Yeni Şehir'' de hiç fena gelişmemiş. Şanlurfa, bence Türkiye’nin aydınlık yüzü. Şehrin her yanını görmenizi öneririm.
Urfa Kalesi’ne çıkın mutlaka. Efsaneye göre Hz. İbrahim Kale’den aşağıya atılmış. Attıran Kral Nemrut. Neden her zaman olduğu gibi, tahtı kaybetmek korkusu...
Hz. İbrahim’in düştüğü yerde, efsane ateş yandığını söylüyor. Ateş suya, odunlar da balığa dönüşüyor. Halil-ür Rahman ve Ayn Zeliha gölleri oluştu. Ben Urfa’dayken bütün efsanelere inanıyorum.
Kazzaz Han’da dolaşın, Sipahi Çarşısı’nda, Bakırcılar Çarşısı’nda, Hüseyniye Çarşısı’nda da... Ben şu sabah duasını hep kaçırıyorum. Sipahi, Türkiye’de ''Ahi Evran'' geleneğini yaşatan bir çarşı. Esnaflar, güne 60 yıldır dua okuyan Cuma Akkuş’la başlıyor. Bir daha sefere, bütün programımı ona göre ayarlayacağım; Sipahi Pazarı’ndaki sabah 09.00’da duasını göreceğim, Cuma Akkuş’la tanışacağım...
Gümrük Han, benim favori yerim. Bir köşede oturup, saatlerce insanları gözlüyorum. ''Hoş geldin'' diyenlerle sohbet ediyorum. Sigara sarıp ikram edenler oluyor. Yanında da bir mırra. Herkese teşekkür ediyorum, onlar da ''başım gözüm üstüne'' diyorlar!
Kuş Pazarı, mutlaka görülmeli. Hatta bir de kahve var, çatısından kuş uçuruyorlar. Kuşçuluk Urfa’da dededen toruna geçen ciddi bir merak...
Urfa Müzesi, beni şaşırttı. Oldukça zengin ve iyi durumda. Görevliler de çok yardımcı.
Camilerin hepsi çok güzel. Şimdi uzun uzun yazamıyorum, ama her birini ziyaret edin.
Tabii ki isot alacaksınız. Çarşıda görmemeye imkân yok. Yemeklik ayrı, çiğköftelik ayrı.
Sıra Gecesi, en güzel Cevahir Konukevi’nde. Konukevi’nin işletmecisi, çok aydınlık bir hanım: Asuman Cevahir. Her taraf temiz, her yer mis kokuyor. Belli ki bir kadın eli değimiş, ama belli ki bu kadın işletmeciliği de, servisi de çok iyi bilmiş.
Bir de el işlemesi ve küçük el sanatları almak isterseniz, El-Ruha Oteli’nin girişindeki dükkânı deneyin. Daha çok çeşit isterseniz, Yasemin Bilici’yi sorun. Yasemin Hanım, birçok ev kadınına iş imkânı sunmuş. Birbirinden güzel süs eşyaları yaptırıyor ve böylece, gerçekten çok ihtiyacı olan evlerde bir ışık yanıyor...
Nerede kalınır?
Dedeman Otel: Bu sefer Dedeman’da kaldım, basbayağı bir büyük şehir oteli. Servis ve yemekler çok iyi. Tel: (0414) 316 8989
Hotel El-Ruha: Orada da kalmıştım. Büyük, güzel. Tel: (0414) 215 44 11
Harran Hotel: Şehrin ortasında, alkollü içki servisi var. Tel: (0414) 313 28 60
Cevahir Konuk Evi: Altı odalı, 11 yataklı bir butik otel. Odalar çok iyi durumda. Dediğim gibi, yönetim çok disiplinli. Belli ki ''yahu boşver'' durumu yok. Çok memnun kalacaksınız. Tel: (0414) 215 93 77
Ne yenir?
Tabii ki her tür kebap ve mutlaka çiğ köfte. Kebap türleri için, sokaklardaki ciğercilerin hepsi de iyi. Aman Allah, yanında da bolca isot ve ayran... Urfa tabağı ve ''borani'' gibi yerel tatlar için, Urfa Sofrası’nı deneyebilirsiniz. Harran Oteli’nin karşısında. Ben Cevahir Konağı’nın yemeklerini de çiğ köftesini de çok beğendim. Bir de ''Urfa Çöreği'' diye bir şey var ya, hem tatlısı hem de tuzlusu oluyor, nefis bir olay. Sokaklarda ''biyanbalı'' dedikleri meyanbalı şerbetini de hep içiyorum. Yani ben biraz pisboğazım, sokakta ne görsem alıp yerim, bir şey de olmaz!