Simsiyah
30 Temmuz 2007.
Çıktık işte.
Kestik halatlarımızı ve çıktık.
Sorsanız cevap hazır. “Karmaşık duygular içindeyim.”
Bir iki duygu sözcüğü., falan filan.
Yıllardır özlenen hayal , sonunda kavuştuk v.s. .
Ne kadar mutlu , insanın hayallerini gerçekeştirmesi ıvır, kıvır, zıvır.
Yalan hepsi yalan.
Yavru Kutup Ayısı nasıl güzel ifade etmişse, işte aynen öyle
ve tek kelime ile:
Korkuyorum Ulan. Bal gibi korkuyorum işte.
Bilinmeze yolculuk.
Macera mı? Ben maceracı değilim ki.
İspat mı? Neyi ki ? Niye ki?
Özenme mi? Belki ama değer mi?
Feda ettiklerine baksana.
Ne kadar istedim bugün ciddi bir sebeple gidememeyi.
Dostlarıma bana bir sebep bulun dedim, kalalım.
Cevap umutsuz.
Bu muydu 17 yıl önce konmuş hayal?
Karnıma yumruk yemiş gibi kıvranmak mı özlenen?
Hüzün mü, endişe mi, korku mu arzuladım acaba?
Nedir bu halim Allah Aşkına?
Tam dolunay varmış,
Frank Sinatra: “ I did it My Way” dermiş,
Sevgilim, “My Better Half” yanımda can yoldaşımmış.
Hava güzelmiş,
Kızımız PANK bizi güvenle sarmalamışmış,
Herşey mükemmel de niye ben böyleyim?.
Nerden bulaştık şu işe demişti Nilgün.
Sahi yahu, niye bulaştık?
Şu anda herşey bulaşık.
Bulaş bulaş.
Yapış yapış.
Karardım, kararttım.
Ne yapayım şu anda böyleyim.
Yarın yeni bir gün.
Kimbilir belki farklıdır.
Aynıysa yandık.
Ne anlatırım bu güzel insanlara?
Bizden güzel haberler bekleyen sevgili. dostlarımıza..
Ne derim ben, kara, kara, kapkara.
Gıpgri
31.7.2007
Nöbet tutuyorum. Saat 4:00
Gözlerim kapanıyor.
Zırr Telefon, Pınar !
Ilk sözü : Baba uyuma !.
New York’dan beni arakladı.
Iyi tanır beni sevgili kızım.
Nöbetimi devrettim ve yattım.
Üç buçuk saat uyuyunca sanki Dünya biraz daha farklı.
Gelibolu’ya 10 mil var.
Çanakkale Boğazı’ndan onlarca kere geçmişizdir.
Hep bir hedef liman,
Hep bir kısıtlı zaman vardı.
Şimdi ikisi de yok.
Ne varılması şart olan bir yer,
Ne de sınırlanmış bir zaman var.
Marmara ve Çanakkale Boğazını güneye doğru geçerken hep geri dönüşü düşünmüşümdür.
Kafadan rüzgarla “Yokuş Yukarı” geri dönüş hep sevimsizdir.
Bu sefer o duygu yok.
Bu sefer hüzün var.
Bu son olabilir mi?
Murat ile Ayda Sicilya’ya vardılar.
Mesaj atmışlar:
“Derya sizin yeni eviniz,
Arkanizdan bakakaldik bir sürü keriz,
Nasil olur da özlemeyiz,
Nesrin-Kemal biz hep sizleyiz.”
Şair kardeşim benim, onu ben keşfetmişim güya.
Halat kesmek basit değilmiş, hayatın amacı haline gelmiş olsa da.
Haluk baltasını kapmış,
Milliyet muhabirleri kameralarını konuşturur.
Kemal bir bayrağı direğe çekemez,
Nesrin’in elinde korna,
Cüneyt kıyafetimize bulaşır,
Seda karnı burnunda dolaşır,
Erhan bayrağımıza laf eder,
Annem, babam sessiz, güya sevinçli,
Julide’nin gözünde ilk defa yaşlar,
Sermet, Ayşe buruklar,
Kerim hüznü neşeye çevirme gayretinde,
Selçuk, Selma endişeli,
Sacide, Burhan niye diye sorguluyor,
Tansu, Ercan gülümsüyor,
Can , Görkem enerji dolu,
Yavuz, Yıldız duygulu,
Cem, Tijen şaşkınlar,
Savaş, Yasemin 17 sene önceki motorun sahibi bu muydu diye bakıyorlar,
Banu, Hüseyin suskunlar,
Sevda her anı yakalamaya çalışıyor,
Kerem sımsıkı sarılıyor,
Yani hüzün vardı bolca.
Zerrin Özer “Ayrılmalıyız” diye haykırıyor
Ve son an,
Inen balta PANK’ı karaya bağlayan son halatı kesti
Yankılanan ses taaaaaa Atlantik’e kadar ulaştı.
Hadi bakalım, Selametle.
Görüşürüz dostlar.
Açık gri
01.08.2007
Bozcaada’dayız.
Baltayla kesilmiş halatlar öylece duruyor.
Dokunamadık.
Yaşasın Ilhami Abi hatıra olarak istedi.
Hepsini toparlayıp verdik.
Dün Sinan limanda karşıladı bizi.
Akşam, rakı balık ve yorgunluk.
Bugün buradayız.
Hem biraz renkler de açılır belki.
Ne acelemiz var?
Nereye gideceğimizin ne önemi var?
Yapılacak işleri tamamlarız.
Enerji depolarız.
Çarşambaları Pazar kurulurmuş burada.
Nesrin bayılır.
Yeni hayatımızın ritmine alışacağız anlaşılan.
Murat ile Ayda Blue Siesta ile Sicilya’dan bu gece avara edecekler.
Yolda karşılaşacağız inşallah.
Ama kimbilir ne zaman ve nerede?
Malum denizde randevu olmaz derler.
Kısmetse, İnşallah sözcükleri denizcilerin dilinden düşmez.
Hava sertledi.
Kıçımızdan itecek ama yine de 6-7 kuvvetinde esiyor.
Sabah duruma bakacağız.
Inmişse ne ala.
Yoksa Bozcaada’ya devam.
Cruiser olunca böyle.
Ne yapalım.
Kırık beyaz
02.08.2007
Viskomodorumun tespitine göre gece rüzgar 50 knotlara dayandı.
Dalgalar mendirekten aşıp bizleri ıslatıyor.
Iyi ki Bozcaada’da kalmışız.
Akşam Aita Pea Pea limana girdi.
Tam da hava esmeye başlamış..
Bağlanmaları zahmetli oldu.
Sabah hava inmiş,
5-6 kuvvetinde esiyor.
Tam çıkmaya karar vermiştik ki,
Zırr telefon; Babam.
Milliyet Cafe eki çıkmış,
Boy boy resimlerle ropörtajımız yayınlanmış.
Hemen bir Milliyet bulduk.
Teşekkürler Tijen,
Teşekkürler roportajı yapan genç arkadaşımız.
Abartmadan ve yorumlamadan söylediklerimizi yazmışsınız.
Son Türk limanından uğurlanışımızda
Kornalarla beraber,
Özlem, Serdar, Renan, Kaan
Murat, Zuhal ve Ilhami Abi vardı.
Bu sefer hüzünden çok, mutluluk hakim.
Hedef kısmet olursa Yunanistan’ın Aiginia adası.
Atina’nın karşısı.
190 mil yolumuz var.
Çalkantılı bir yelken seyirdeyiz.
Ege laciverti
03.08.2007
Sopa yedik.
Hem de sıkı sopa.
Ayda söylemişti oysa Poseidon 7 bofor hava veriyor diye.
Biz de çıkmıştık. Herşey de güzeldi.
Nasıl olsa sancak kıç omuzluğumuzdan geliyordu.
Sonra;
Ege’nin o kısa periodlu dalgaları büyüdükçe büyüdü.
Meltem arttıkça arttı.
Bu sabah 8 Bofor’a oturdu.
Rüzgar göstergesi maximum sürati kaydetmiş.
45,7 knot.
Önce full arma,
Sonra mendil kadar genoa, mendil kadar mizena
Artık otopilot kumanda etmiyor.
Her taraf cambıl cumbul.
Bu kadar mı sallanırmış PANK.?
Aman Allah’ım bu sesler ne?
Tuğla duvarlar mı yıkılıyor?,
Konservelerden kuleler mi yoksa?.
Bu gacırtı nereden geliyor?
Bu ritmik ses neyin nesi?
Yemek yok, içki yok,
Uyku sırayla ve huzursuz.
29 saat sürdü yolumuz.
Yorulduk çok.
Cruiser usulu olmadı bu.
Haklı Sinan Soley ne zorunuz var demekte.
Ayda ve Murat ile buluşacağız ne yapalım?
Seneler önce “Elephant Man” (Fil Adam) filmini seyretmiştim.
Siyah beyaz çekilmişti.
Çünkü anlattığı dünyada renk yoktu, karanlık vardı
Çok etkilenmiştim.
Ne güzel bizim dünyamız renklerle dolu.
Şu Ege’nin lacivertine hayran olmayanımız var mı?
Şimdi Atina’nın 10 mil güneyinde bir koyda demirdeyiz.
Pırıl pırıl su.
Nihayet sükun var,
Nihayet sallanmayan bir tekne,
Nihayet uğuldamayan tatlı tatlı esen bir rüzgar,
Nihayet yemek var.
Bu gece alargadayız.
Pembe
04.08.2007
Güzel mesajlar geliyor.
Koşulsuz destek geliyor.
Yaşasın enerji ve mutluluk.
Yola çıkınca birden şair olduğum yorumları geliyor.
Şair olmak kimin haddine.
Uslup desek?
2002’de Komodorumuz Atlantik seyrine çıkarken yazdıklarım var:
Bir grup insan var.
Sanal dünyada değil,
Doğada yaşıyorlar,
Denizde yaşıyorlar.
Tekneleri, evleri.
Dingileri, arabaları
Yazlıkları, koylar,
Kışlıkları, marinalar,
Hacimleri dar,
Dünyaları geniş,
Kavgaları bitmiş,
Sukunet hakim.
Vücutları fit,
Dimağları dinç,
Umutları sıhhat,
Sevinçleri seyahat,
Stresleri fırtına,
Huzurları güneş,
Dostlukları köklü,
Öncelikleri insan !
-------------
Aşağıdakiler kime idi acaba?
Yıl 1999 . O zaman bekar ve yeni aldığı andropoz motorsikleti var.
20.08.2007
Ortaçağ beji
İki gündür Sicilya’yı geziyoruz arabayla.
Akdeniz’in en büyük adası.
Arkeolojik cennet.
Ortaçağ renkleri her tarafta.
Tatil yöreleri var,
Onlar da aynı renk.
Etna’yı gördük.
Avrupa’nın en önemli volkanlarından.
Dumanları kesintisiz tütüyor.
Yani aktif.
Sık sık kızıp kükrüyor.
En son 2003’te püskürtmüş içindekileri.
Hemen eteklerinde Alcantara vadisi
50 metre yüksekliğe ulaşan
Vahşi, yalçın kayalıklar.
8 derece, deli akan su.
Nasıl oluyor bu kadar yakın;
Biri su; buz gibi,
Diğeri lav; kızgın, ateş gibi.
Doğa muhteşem
Doğa inanılmaz
Doğa çok güzel
Pank yolumuzu gözlüyor
İki gündür Messina’da.
Kızımızı çok kızdırmamışızdır inşallah
Sallanmaktan içi dışına çıkmıştır kesin.
Yarın kavuşacağız kısmetse.
Sicilya’ya devam,
Herkese selam.
21.08.2007
Gökkuşağı
Murat Soydaş Kardeş mail atmış;
Başlık: Istanbul gökkuşağı.
Yani bütün renkler var Türkiye’de.
Çok haklı.
Her yeri bilinçaltı veya bilinçüstü
Karşılaştırıyoruz Türkiye’mizle.
Sonuç çoğunlukla aynı.
Cennetimizi kim inkar edebilir?
Cehenneme çevirmeye uğraşsak da.
Yine de aramalı başka renkleri
Dünya o kadar güzel,
Renkler o kadar çeşitli ki,
Yetmez kimsenin ömrü, bitirmeye.
Döndük Messina’ya
Kızımızı bulduk uslu uslu bizi beklerken.
Sicilya’nın bıraktığı iz
Çok kalıcı olmayacak galiba.
Resimler var sayfamızda.
Yarın ferry ile Stromboli adası.
Öbür gün Arrivederci Messina.
Sonra Sicilya’nın kuzey kıyısı
Bu sefer PANK ile denizden inşallah.
22.08.2007
Lav siyahı
Bu gün Stromboli adasındaydık.
Hydrofoil ile gittik ve geldik.
5 kuvvetinde havada
Benim Jeep’den daha fazla zıplattı.
Uzun süredir merak ederdim Stromboli’yi.
Sicilya’nın kuzeydoğusunda,
Denizin üstünde 2000 metreye yükselen
Bir volkanik dağdan ibaret.
Etna gibi aktif,
Onun gibi duman püskürtüyor.
Onun gibi ihtişamlı.
Zaten birlikte hareket ederlermiş.
Aynı zamanlarda püskürürlermiş.
Yeraltı dünyasında yakınlıkları var anlaşılan.
Küçük bir kasaba,
Bir buçuk kişilik sokaklar,
Triportör bozması taksiler,
Siyah lav kumları ile
Değişikti Stromboli.
Resimler yansıtır mı bilmem.
Zakynthos’tan sonra
Burada da 6 gün yayıldık.
Ama bu sefer isteyerek ve gezerek
Deniz düzenine geçme zamanıdır.
Yarın hedef Cefalu.
Sicilya’nın kuzey kıyısında
Tam ortada.
Kısmetse yolumuz 85 mil.
24.08. 2007
Gökova Mavisi
Yine motor seyri
12 saat.
Arada 1 saat yelken var.
Hem de 30 knot’a çıkan rüzgarda.
Nereden eseceğine karar veremedi bir türlü.
Yangın var.
Orman yangını.
Helikopterler, uçaklar.
Söndüremediler akşama kadar.
Gök kıpkırmızı duman,
Her taraf kül ve is.
Yazık doğaya.
Cefalu şimdiye kadar
Sicilya’da gördüğümüz en güzel yer.
Murat Kardeş’in dediği gibi “Ortasına kaya düşmüş”
Google Earth’de pek güzel görünürmüş.
Küçük bir balıkçı köyü iken
Enfes plajı ile sayfiye yerine dönüşmüş.
Ama duruyor eski yapı hala.
Ne büyük oteller,
Ne kooperatifler,
Ne de yüksek binalar var.
Daracık sokaklar,
Sevimli dükkanlar,
Güzel yemek,
Velhasıl sevdik burayı da.
O da ne?
Kocoman bir Gökova yazısı
Bir yarış teknesinin bordasında
Mazot iskelesine yanaşıyor.
İçinde de Cumhur Gökova
7 talebesi ile beraber.
Marmaris, Girit , Malta üzerinden
Sicilya adasını güneyden dolaşip,
Kefalonya , Atina , Bodrum’a giderlermiş.
Yolda ekipler değişirmiş.
Cefalu’da yeni ekip gelecek,
Onlar da Atina’da ineceklermiş.
Yarın sabah Arrivederci Cefalu,
Bakalım kısmet neresi?
Trapani mi? San Vito mu? Favignana mı?
25.08.2007
Ateş kırmızısı
Bu gün kırmızı doğdu güneş.
Hani derler ya:
“Red sun at night
Sailor’s deligt.
Red sun in the morning,
Sailor’s warning”
Hava uyarıyor gibi.
Seyirdeyiz, rüzgar yok ama
Kuzeyden gelen büyük sweller var.
Gece de solugan vardı.
Belli ki yukarlarda esmiş,
Belki de esiyor hala.
Palermo önlerindeyiz.
16. kanalı dinliyoruz.
Costa Concordia Palermo’yu çağırıyor.
Şu tesadüfe bak.
Bu yüzen otelle geçen sene
Annem ve babamla tatil yapmıştık.
Acaba aynı denizlere
Pank ile gelebilecekcek miyiz?
Diye hayal etmiştik.
Oldu işte.
Herşey önce hayal etmekle başlıyor.
Hayal kumak için hiç bir şart,
Hiç bir kısıt,
Hiç bir zorluk yok.
Ne demişler:
“Yıldızları düşeyin !
Ulaşamasanız da yükselirsiniz.”
Sallan yuvarlan kısmet Trapani imiş.
Yine marina.
Bıktık marinalardan ama
Maalesef yok Sicilya’nın kuzeyinde
Demir atacak düzgün yer.
Yaklaşık 1000 mil oldu.
Istanbul’dan çıkalı.
Daha çooook yolumuz var.
27.08.2007
Tuz beyazı
Ikı gundur Trapani’deyiz.
Sicilya’nın “sol-üst” köşesi
Büyücek bir şehir,
Büyük bir ticari liman.
Limanın hemen yanında
Geniş alanlarda tuz üretiliyor.
Hoop gemilere.
Öbür yanda
750 metre yükseklikte bir dağ
Ismi Erice.
En tepede bir köy.
Onun da adı Erice,
Teleferikle şehirden 17 dakika.
Şirin mi şirin,
Labirent mi labirent sokaklar.
Hepsi kendine özgü evler.
Nefis bir manzara.
Bugün Amerika’dan mail.
15 Ekim Istanbul diyor.
Hiç hesapta yoktu.
Dur bakalım..
Yarın Nesrin’in doğom günü
Biz ise yolda olacağız kısmetse.
175 mil.
Hedef Cagliari
Ada değiştiriyoruz.
Akdeniz’İn en büyük Adasından
İkinci Büyük Adasına
Sardunya’’ya gidiyoruz.
28.08.2007
Füme
Yeni bir duygu hissettim.
Daha önce hissetmediğim bir şey.
Sürekli olarak uzaklaşmak duygusu.
Hep daha fazla uzaklaşmak.
Daha da uzaklaşmak.
Dünyanın ücra köşelerine
Seyahatlerimiz oldu malum.
Yoktu böyle bir his
Uçakla 1-2 gün içinde varılan,
Gezi bitiminde yine aynı sürede
Geri dönülen bir seyahatte bu duygu yok.
Hep uzaklaşıyoruz.
Telefonlar azalıyor,
E-mailler azalıyor.
Kanıksama yerleşiyor.
Oral ile konuşmuştuk.
Hedefe varmak değil amaç.
Mühim olan yolda olmak.
Gidiyor olmak
Durmuyor olmak.
“Yol”da olmak.
Bu his yeni.
Acaba bu mu bana
Sürekli uzaklaşma duygusunu tattıran?
Gece saat 01:00
Sicilya- Sardunya pasajındayız.
Nöbet bende.
Nesrin’e göre bu akşam
En özel yaşgününü kutladık.
İkimiz,
Açıkdenizde,
İki kadeh şarap,
Carpaccio Brezoala,
Pasta Francesca.
Gökmen Kardeşimin kulakları çınlasın.
Yok artık rakı
Yok artık balık
Uzaklaşıyoruz....
30.08.2007
Gül kurusu
Yer Cagliari
Sardunya Adasının güneyi.
Bağladık PANK’ı
Atladık arabaya
Sardunya-Korsika karadan.
Her iki ada da çok dağlıkmış.
Sardunya’lılar önce adalı
Sonra Italyan’mış.
Ama denizden çok
Karayla haşır neşirlermiş.
Vurduk dağlara ve dağ köylerine.
Pek şirinler.
Şarap ve zeytinyağı.
Bir leziz ki sormayın.
Costa Smeralda’sız olmadı tabii.
Porto Cervo ile tanıştık.
Göcek misali koyları,
Kerim Ağa Han’ın 50 bin dönüm arazisi
Berlusconi’nin, Putin’in villaları,
Gül kurusu hakim renkli
Kendine özgü mimarisi ve
Helikopterli mega yatları ile
Başka bir dünyada idik.
Ormanlardan geçtik.
Bilinçaltımda bir melodi canlandı.
Başladım ormanla ilgili öğrendiğim
İlk şarkıyı mırıldanmaya.
Hani ilkokulda hepimiz öğrendik ya
“Baltalar elimizde, uzun ip belimizde........
Ağacın yanında dur! Baltayı sağdan savur.
Olmadı bir de soldan vur... Ama kuvvetle vur.”
Sözler beynimde aniden şimşekler çaktırdı.
Minicik yavrularımıza ormanla ilgili
Öğrettiğimiz şarkıya bakın.
Denizle ilgili ise sadece:
“Aman evladım boğulursun! “u hatırlıyorum.
Doğa sevgisi böyle kazanılıyor işte.