fturkmenoglu@milliyet.com.tr
Şimdi hâlâ ''Louvre’u gördüm, Eyfel’i seyrettim, Lido’ya gittim, Printemps’dan alışveriş yaptım'' falan yazarsam ayıp olur herhalde.
Neredeyse yılda iki kere gittiğim, kimbilir kaç kere yazdığım, sayısını unutacağım kadar keşfettiğim şehir bu Paris. Gidilecek yerler belli; müzeler, köprüler, Seine Nehri turları her yerde. Bu sefer hiçbirini yapmadım; görmedim-bilmiyorum!
Marriott Grubu’nun Saint-Jacques Bulvarı’nda yeni açtıkları otel için davetliydim. Ta yaz başından beri bir türlü takvimi denkleştiremedim. Artık ''fazla naz âşık usandırır'' evresi başlayacaktı ki, ''gidiyorum'' dedim. Daha önce ödüllerini aldığım grubun daveti, belki de yorgun bedenime iyi gelecekti hem de...
Odada France 24 kanalı
Gittim. Öksürüğüm kesilmiyor, başımın ağrısı dinmiyor. Hızlı tren RER’le otelimi buldum, şık odama girdim. Ve neredeyse iki gün odamdan çıkmadım. Şık kahvaltılar, hafif öğle yemekleri ve akşamüstü gezintileri dışında, İstanbul’da aylardır yapamadığım şeyi yaptım: Paris’te TV seyrettim ve dinlendim.
Televizyonun kumandası elimde, dolandım durdum. ''France 24'' kanalı, en çok ilgimi çeken oldu. Erdoğan-Bush görüşmesi, bütün kanalların baş konusu, ama 24 en çok ilgilenendi. İstanbul’dan telefonla bağlanan Asya Shibab, durmaksızın bilgi veriyor. ''ABD ve Ermeni soykırım meselesi'' gündeme taşınıyor... Sonra Müşerref ve Pakistan görüntüleri, uzun uzun ekranı kaplıyor. İstanbul’da Pervez Müşerref’le de röportaj yapmıştım, belediye başkanıyken Tayyip Erdoğan’la da. Sanki herkesi tanıyorum, sanki hava durumu bültenlerinde bile önce Türkiye’den dünya turu başlıyor, sanki ben yavaştan gücümü topluyorum... Ben yaşlandıkça ne çekilmez, ne mızmız bir adam haline geliyorum!
Aslında hastalık arada iyi oluyor. Tabii Paris’te sokakta olsak daha iyi, ama neyse. Kapıma yığınla bırakılan gazeteleri de okudum, Sarkozy’nin oğullarıyla birlikte gerçekleştirdiği Fas ziyareti konusunda bile bilgilendim. Hatta konumuzla ne ilgisi var, ama orta direk Fransız mağazalar zinciri H&M’in, ünlü İtalyan modacı Roberto Cavalli ile çalışmaya başladığına hayret ettim. James Carroll’un Herald Tribune’e yazdığı ''Türkiye için savaş gerçek'' başlıklı makalesine tek kelimeyle bayıldım.
En güzel gün, son gün
İlaçlar, yatak ve oda iyi geldi. Üçüncü ve son günümdeyim. Ayakta ve Paris’teyim!
Son derece sinirli ve hatta psikoanaliz seansından henüz çıkmış gibi konuşan Parisliler’i saymazsak, şehir mükemmel. Sahi, Fransa dışında yaşayan Fransızlar bu kadar şekerken, Parisliler neden bu kadar öfkeli!
Belki anlayışla karşılamak lazım; artan vergiler, zorlaşan yaşam şartları, hatta dillerindeki bir türlü kavranamayan fiil çekimi kuralları yüzünden olabilir bunlar. Zaten Paris, en çok turistlerindir.
Champs-Elysees’ye ''Şenzılayzıs'' diyen Amerikalıların, kendi ülkelerinde yokmuşçasına ne görse alan Türklerin, en güzel lokantaları ziyaret eden İtalyanların ve hastalıktan gözünü yeni açmaya başlayan benim...
Paris bugün bütün siyah-beyaz filmler, en güzel haliyle ''Belle du Jour''; eski kartpostallar; ve en romantik haliyle Pont-Neuf! Yapraklar yerlerde hışır hışır... Kestaneciler köşebaşlarında, cafe’ler dolu, meşhur Paris usülü sıcak çikolata enfes...
Paris’i yeni çok sevdim
En uzun baget ekmeğe ''Niçoise'' dedikleri ton balıklı ve yumurtalı sandviçimi aldım, pek sevdiğim Lüksemburg Bahçesi’ne oturdum. Sonra çıkıp Saint-Michel üzerinden Chatelet ve Les Halles, oradan da Opera Meydanı’na kadar yürüdüm. Biraz küçük alışveriş, biraz kahve, biraz Quartier Latin galerileri; ama şehrin en çok köprülerini, binalarını, ağaçlarını ve öpüşen çiftlerini seyrettim. Bu sonbahar, Paris’i gene çok sevdim...
Where Dergisi’ne göre Parisliler’in yapmayı sevdiği 10 şey*
1. Louvre’un Mısır bölümündeki mumyayı seyretmek
2. Eyfel’in geceleri değişen ışıklarıyla büyülenmek
3. Palais Garnier’de baleye gitmek
4. Her köşede bulunan dükkanlardan baget sandviç yemek
5. Pont Neuf’ten güneş batışı seyretmek
6. Chaillot Sarayı merdivenlerinden Trocadero’yu seyrederken pamuk şeker yemek
7. Angelina’da o koyu sıcak çikolatadan içmek
8. Lüksemburg Bahçesi’nde bir pazar geçirmek
9. Saint Germain mağazalarında bütün bir gün dolaşmak
10. Sacre Coeur’e çıkan fünikülere binmek
* 30 maddelik listeyi, www.wheremagazine.com’da bulabilirsiniz.
Nasıl gidilir?
Fransa tecrübesini Air France’la başlatmanın faydası var. Günde üç tane uçakları var. Uçaklar tam vaktinde kalktı ve indi, servis gayet başarılıydı. İlk defa bir Avrupa uçağındaki Türkçe anonsların profesyonel yapıldığına şahit oldum. Bir de söylemesi ayıp, beni ''upgrade'' ettiler, pek keyfim yerindeydi! Tel: (0212) 310 19 19. Bir de Türkçe internet siteleri var: www.airfrance.com.tr
Nerede kalınır?
Yeni açılan harika bir otelde kaldım: Paris Marriott Rive Gauche Otel. Odalar geniş, her yer pırıl pırıl. Birçok toplantı salonu var, özellikle iş adamları ve iş grupları için çok uygun. Otel hem RER hattında, yani havaalanlarından ulaşmak çok kolay; hem de metro durağına çok yakın. Bir de kahvaltıları, yıkılıyor! Hayatımda en lezzetli sütlü yulafı yedim. Bir de otel için Türkiye temsilciliğini arayarak rezervasyon yapabilirsiniz. Tel: (0212) 296 54 20